29
Ağu

Oye, lo que tengo que decir
No puedo ya seguir viviendo así
Oye (uhum) llora mi canción
Preciso tu atención de vez oir
Hoy no se quien soy ni se adonde voy
Encontrarme hoy es mi missión
De tu prisón por fin ya soy libre

[Chorus:]
Oye…
Esto no tiene salida
Ya nada sirve que digas
Hoy tengo que escapar
Yo tengo que escuchar a mi corazón
Oye…
Buscaré mi propria luz
No seas insensible
Soy más de lo que fui por ti
Que nada en valor voy a por ti
Yo tengo que encontrar mi voz

Nunca quisiste que me fuera a volar
Callar mi identidad, que gran error
Hoy grito no tengo más temor
Hoy tu luna te dice adiós
De tu prisón por fin ya soy libre

[Chorus]

Yo soy tu gran criacón
Por eso es que me voy
Dime adiós, dime adiós

[Chorus]

18
Ağu

Röntgen

Rüyada röntgen görmek sağlığınızın bozulacağına işaret eder.

Rüyada röntgen görmek sağlığınızın bozulacağına işaret eder.

Rüyada bir azanizin röntgenini çektirdiginizi görmeniz, herkese karsi hakiki yüzünüzü göstermediginize ve sahte tavirlar takindiginiza delildir. Bir baska rivayete görede: Rüyada röntgen çektirmek, hastaliga, sikinti ve üzüntüye isarettir.

24
Mar

   Hatırlar mısınız eskiden -hatta hâlâ var- FPS oyunlarının çocukları şiddete yönelttiği,  insanları hırslandırdığı ve bu yüzden de dünyadaki suç oranının arttığı konusunda tartışmalar vardı.  Bunu yenmenin tek yolu ise FPS, TPS gibi oyun türlerinden vazgeçmekti. Ya da kandan vazgeçmek…

İşte Sixteen Tons Entertainment  kandan vazgeçme yöntemini uyguladı ve   “Al, oyna, sözlü yapacağım!” edasıyla  önümüze “Gotcha!”yı koydu.  Gotcha da bana biraz koydu çünkü bu oyunun spor oyunu  mu yoksa bir FPS oyunu mu olduğunu yarım saat düşündüm. Ama en sonunda karar verdim ki bu bir FPS. Kansız FPS! Oyunumuz Gotcha,  altı kişiden oluşan iki takımın birbirini  boya silahlarıyla vurarak ve birbirlerinin bayraklarını çalmaya çalışarak oyunu kazanma mücadelelerini konu alan bir FPS oyunu.

Gotcha’da ister kendimiz bir lig kurarak, ister mevcut ligleri oynayarak, istersek de internet üzerinden multiplayer oynayarak  eğlenebileceğimiz bir oyun. “Eğlenebileceğimiz” mi dedim?  Sonraki paragrafları bekleyin… Az sonra!  Oyunda toplam 28 takım, 17 oyun alanı, 12′si herif 6′sı avrad olan 18 karakter var.  Takımların herbiri bir ülkeye ait. Ama maalesef bu ülkelerin içinde güzel Türkiyemiz yok.

Hiç anlamadığım ve anlamamakta inat ettiğim konulardan biri, insanların neden internet cafelerde Counter-Strike oynadığı ve bunun için neden okulun kırıldığıdır. Yaw kardeşim başka online oyun mu yok? Şimdi neden Counter-Strike’tan bahsettiğimi sorarsanız,  size Gotcha’nın tamamen bir counter-strike motoru üzerine kurulu olduğunu söylerim. Yok telsizmiş, yok ölünce diğerlerini izlemekmiş, hepsi aynı! Sadece üç fark var: Gotcha’da sadece bir silah var,  kurşun yerine renk renk boyalar kullanılıyor ve ölünce başka bir takım arkadaşınız yerine oynayabiliyorsunuz.  Aynı sanal bellek hataları,  aynı  grafikler…  Hah bir de sesler değişik. Gotcha’nın sesleri Counter-Strike’tan çok daha iyi. Gerek gaza getirici müzikler gerekse elenen elemanların tepkileri…

Şimdi de bayağı bir uzak olduğumuz  boya savaşının kurallarından bahsedelim. Altışar oyuncudan oluşan iki takım ile  oynanan  boya savaşında takımların amacı  birbirlerini vurarak elemek ya da birbirlerinin bayraklarını ele geçirmek. Üç kere vurulan oyuncu eleniyor. Maçlar iki devre halinde oynanıyor ve en çok kazanan takım üç puanın sahibi oluyor. Beraberlik hâlinde bir puan alan takımlar kaybetmeleri durumunda kocaman bir sıfırla yetinmek zorunda kalıyorlar. Aynı canımız cananımız futbolumuz gibi yani…

Ve işte beklediğiniz an… Eğlendiricilik!  Ama yok… Eğlendiricilik! Eğlendiriciliiiiiik! Eğlendiricilik pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım! Arkadaşlar daha ilk savaşta oyundan sıkıldım. Yani, bu oyun da internet cafelerdeki Counter-Strike  saltanatını sona erdiremeyecek gibi görünüyor…

Gotcha’yı almayın arkadaşlar. Her ne kadar sadece bir cd olsa da, paranıza yazık. Ha belki  FPS dünyasına giriş yapmak isteyen ve kandan etkilenen küçük arkadaşlarımıza (0-3 yaş. Lütfen cd’yi ağzına sokma. Boğazına kaçar!) bu oyunu önerebilirim. Ama yok lan, kimse oynamasın bu oyunu ki Almanlar da düzgün oyun yapmayı öğrensinler…

26
Ağu

Bula bula beni mi buldun kader
Zaten ben yanmışım ne farkeder?

Kaç milyon kişi aşık şu dünyada
Var mı benden beter?

Bula bula beni mi buldun kader
Zaten ben ölmüşüm ne farkeder?

Her seferinde beni aşk aşk diye
İnlettin yeter {yeter}

[Nakarat]
Kalbimi kıymetimi bilmeyene
Her zaman alıp ta vermeyene
Bir sabah gidip te dönmeyene
Göster göster “Kırmızı Kart”

Hep daha fazla isteyene
Kötü günde yok olup ta gidine
Seviyorum ama meşgulüm diyene
Göster göster “Kırmızı Kart”

[Rap]
Bula bula beni mi buldun kader
Zaten ben yanmışım ne farkeder?

Her seferinde beni aşk aşk diye
İnlettin yeter {yeter}

Kalbimi kıymetimi bilmeyene
Her zaman alıp ta vermeyene
Bir sabah gidip te dönmeyene
Göster göster

Hep daha fazla isteyene
Kötü günde yok olup ta gidine
Seviyorum ama meşgulüm diyene
Göster göster

Göster x 4 {kırmızı kart}

18
Ağu

Mızrak

Faydalı ticarete, menfaatli kazanca, güçlü saltanata veya erkek çocuğa, zenginliğe, Mızrakla birlikte silah bulunması kuvvet ve saltanatın ziyadeliğine; Mızrak bazen doğru şahitliğe, hanıma ve yolculuğa, erkek kardeşe yahut insandan zararı def eden arkaddaşa, Mızrakla birini yaralamak, o kimseye kötü bir fiil atfetmeye, Mızraklı olarak düşmanıyla döğüşmek silahı yahut mızrağı ile öğünmeye yahut haram mala, Elinde mızrak, at üzerinde olduğunu görmek izzet ve yüceliğe, devlet ve zenginliğe, Mızrağın ucundaki demiri görmek içinden çıkılması zor olan işlere yahut ölüme, Mızrakçı yazıyla polemik yapmaya, münazara ve tartışmaya; düşmanlık ve savaşa, Mızrakçı şair ve edibe, kardeş ve arkadaşlarına iyilik eden kimseye yahut eğitim ve terbiye işlerine bakan kimseye delalet eder. (Ayrıca Bakınız; Kılıç, Süngü.)

Eğer görülen mızrak, silahla beraber görülür ve demirden yapılmış ise; kuvvete ve galibiyete, eğer silahsız veya demirden değilse kazançlı bir ticarete işaret eder. Bu rüyayı gören bir fakir ise zengin olacağına işarettir.

Eğer mızrak, demirden yapılmış ise; kuvvete ve kazanca, demirden değilse çok para getirecek bir işe yorumlanır. Bu rüyayı gören kişi eğer bir fakirse zengin olacağına yorumlanır.

Kişinin elinde mızrak olması işinde ilerleyeceğine işaret eder.

Rüyasinda elinde bir mizrak oldugunu gören, muradina erisir. Mizraginin kirildigini görenin çocugu veya kardesi vefat eder. Rüyasinda kendini bir at üzerinde ve elinde de bir mizrak tuttugu halde görmek, san ve serefe delalet eder. Elindeki mizragin egri oldugunu görmek egri yolda olduguna; düz olduguna görmek de dogru yolda olduguna isarettir. Rüyasinda bir mizrakla birine saldirdigini ve onu yaraladigini görmek, o adama bir zarar verecegine; eger baskasinin kendisine mizrakla saldirdigini görmüsse, kendisinin çok mala sahip olacagina isarettir. Bir düsmanla mizrakla vurustuklarini görmek haram mala; mizragi ile bir kadina vurdugunu görmek, o kadinla mesru olmayan bir iliskide bulunacagina isarettir. Bir baska rivayete görede: Rüyada görülen mizrakla beraber silah da bulunursa, saltanat ve kuvvete isarettir. Eger silah ve demir yoksa kuvvetli ve sert bir çocuga veya faydali bir ticaret yahut menfaatfi bir kazanca isarettir. Eger mizragi gören fakir ise, zengin olur. Eger zengin ise, mal ve zenginligi artar. Düsmanina galip gelir ve silahinin iyiligi nispetince de isleri mükemmel olur.

29
Ağu

Britney Spears – Boys

Britney Spears:
For whatever reason,
I feel like I’ve been wanting you all my life
You don’t understand
I’m so glad we’re at the same place
At the same time, it’s over now
I spotted you dancin’
You made all the girls stare
Those lips and your brown eyes (oh)
And the sexy hair
I should shake my thang
Make the world want you (giggle)
Tell your boys you’ll be back
I wanna see what you can do (uh)

What would it take for you to just leave with me?
Not tryin to sound conceited but
you and me were meant to be (yeah)
You’re a sexy guy, I’m a nice Girl
Let’s turn this dance floor
into our own little nasty world!

Britney Spears Nakarat:
Boys! Sometimes a girl just needs one (get nasty)
Boys! To love her and to hold (get nasty)
Boys! And when a girl is with one (get nasty)
Boys! Then she’s in control!

Pharell Williams:
Took the girl off the dance floor
Screaming in her ear musta’ said somethin bout me
Cuz now she’s lookin’ over here
You lookin at me (giggle)
With a sexy attitude
But the way your girls movin it (uh)
It puts me in the mood, oh yeah c’mon (ouw)

What would it take for you to just leave with me?
Not tryin to sound conceited but you was destiny
For many day, I watch you Britney
Let’s turn this dance floor
into our own little nasty thing (get nasty)

Pharell Williams Nakarat:
Girls! I can be for no one (get nasty)
Girls! Wanna be with all the time (get nasty)
Girls! I don’t know what your girl (get nasty)
Girls! Wanna know she talk to me

Britney Spears Nakarat

Britney Spears:
Have no fear, baby
what your waiting for, uh uh
wanna see what we can do

Britney Spears Nakarat

Pharell Williams Nakarat

Beide:
Girls, Boys, Girls, Boys
Girls, can’t live with ‘em, Boys
Girls, can’t live without ‘em, Boys
Girls, Boys, get nasty

19
Mar

Alışkanlıklarımız… Ne pahasına olursa olsun vazgeçemediğimiz, vazgeçmeye çalıştığımızda “beni bırakacak kadar güçlü değilsin” diyebilen alışkanlıklarımız. Elbette alışkanlığımız eğer bizden bir şey götürmüyorsa, hatta bize bir şeyler katıyorsa ondan kurtulmaya çalışmanın da pek anlamı yok. Ama zaman zaman, tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış tadında olaylar karşısında bu alışkanlıklarımızı gözden geçirmeye başlayabiliyoruz. Bizde alışkanlık yaratmış konseptlerden biri olan Lara Croft ve dolayısıyla Tomb Raider oyununda olduğu gibi.

Evet, Karanlıklar Prensesi, ya da diğer adıyla Angel of Darkness adlı kabusun üzerinden tam üç sene geçti. Paris’in göbeğinden Prag’a, oradan da daha birçok yere gidip “macera” yaşadığımız, serinin en kötü, en kaçınılası, en iğrenilesi oyunuydu belki de bu. Oyunun sadık fanlarını bile bezdirecek kadar acayip ve kullanışsız bir oynanışa, bir o kadar bug’a ve anlaşılamaz bir sona sahip olan oyundan sonra bizde alışkanlık yaratan bu Lara Croft konseptini şöyle bir gözden geçirmeye başladık. Acaba buraya kadar mıydı? İç sesimiz, “o kadar acımasız olma, her iyi şeyin bir sonu vardır, belki ileride bu büyük hata düzeltilebilir” dese de, dışımızdan durumun hiç de bu şekilde olamayacağını söylüyorduk ardı ardına. Bütün bunlar olurken, bu duyguyu bizlerle paylaşan milyonlarca insan, tepkilerini bizden daha iyi bir biçimde dillendirmiş olacaklar ki, oyunun yayıncı firması da bu olumsuzluk üzerine gitmeye karar verdi ve yapımcı firma, bir daha bu denli büyük bir hatanın olmaması için değiştirildi. Sonunda müjde verildi; Lara dönecekti, hem de hiç olmadığı kadar güzel, hızlı, etkileyici olarak. Acaba doğru muydu? Bekledik, bekledik… Oyunun tanıtım videolarını izledik, ekran görüntülerine baktık. “Sanki” dedik, “gerçekten bir değişim oluyor”…

Lara gelene kadar zaman geçirmek için bir arının bal toplamak için çiçekten çiçeğe konması gibi, biz de oyundan oyuna atlayıp, seneler önce Lara ile kaybettiğimiz maceracı ruhumuzu arıyorduk o oyunlarda. Oyunların her biri ne kadar güzel olursa olsun, hiçbiri Lara ile atıldığımız ilginç maceraları, son dakikada hayatta kalmalarını, bin bir türlü doğa güzelliğini bırakın tattırmayı, andırmıyordu bile. Hele üzerine saatlerce kafa yorduğumuz bulmacaları resmen mumla arıyorduk. Oyun bolluğu içerisinde oyun kıtlığı yaşarken, herkes birbirine anlamsız 1 Nisan şakaları yaparken, Eidos bize belki de hayatımızdaki en güzel 1 Nisan’ı yaşatmak istercesine Lara’nın yeni macerası Tomb Raider: Legend’ın demo’sunu piyasaya sürdü. Sunucuların doluluğunu, hard diskimde kurulu oyunlar yüzünden 1 GB’lık boş yerimin olduğunu bile bile hemen demo’yu indirmeye koyuldum. Demo’dan günler önce yayınlanan tanıtım videoları heyecanımı katbekat arttırmış olsa da, gerçekten çok temkinliydim. Ne de olsa büyük hayallerin, büyük hayal kırıklıkları olurmuş. 256K’lık bağlantımın yettiği ölçüde ve hızda demo’yu indirip kurdum. Bu bir şaka olmalıydı… Karşımızdaki, evet karşımızdaki Lara olamazdı. Sanki, sanki o başka biriydi ve oynadığımız oyun da Tomb Raider değildi. Zaten olmasına imkan yoktu, zira Tomb Raider oyunları hiç bu kadar mükemmel olamazdı!

Şimdiye kadar incelediğim oyunlar arasından sanırım en önemlisi Tomb Raider: Legend. O yüzden oyunu bitirmeden yazısını hazırlamadım. Ama sanırım böyle yaptığım iyi oldu, çünkü oyunda o kadar çok değişiklik, fark edilmeden atlanabilecek o kadar çok ayrıntı var ki, oyunu daha oynamamış olanları da düşünerek, elimden geldiğince hem detaylı, hem de yüzeysel bir biçimde hepsine tek tek değineceğim. Aslında inceleme yazısından sonra bir de tam çözüm yazmak isterdim, ancak ne oyun tam çözüme bakılıp oynanacak kadar zor, ne de o kadar uzun.

Evet, aylardır, yıllardır beklediğimiz, geç olsun ama güzel olsun diye beklediğimiz oyunumuz 7 Nisan’da piyasaya çıktı. DVD olarak gelen oyun, çoklu dil desteğine sahip olması dolayısıyla biraz hacimlice. Eskiden maksimum 1,5 GB kurulum dosyasına sahip olan oyun, bu defa 4,3 GB. Tabi kurulunca ebat daha bir artıyor ve 7,12 GB’a çıkıyor. “Lara için 50 GB’ımız feda olsun” dediğinizi duyar gibiyim, o yüzden ebat faslını burada bitirip asıl incelemeye geçmek istiyorum.

Oyun klasik “karanlık” Tomb Raider oyunlarından çok farklı bir havaya sahip. Bunu daha başlangıçtaki videodan görebiliyoruz. Başlangıç demişken, açılışta bir de nVIDIA logosu mevcut. Oyunun bu marka ekran kartlarında daha iyi performans verdiğini ima etmiş yapımcı amcalar, ancak grafik bölümünde uzun uzun anlatacağım üzere durumlar maalesef o kadar da iç açıcı değil.

Oyunun ana menüsü oldukça değişmiş durumda. Oyunu eğlenceli ve birden çok defa oynamaya uygun kılmak için birçok değişiklik ve yenilik yapılmış. Ayrıca son birkaç oyundur ziyaret edemediğimiz Lara Croft’un malikanesi oldukça büyümüş ve işe yarar hale getirilmiş bir biçimde bu oyunda, hatta bizzat ana menüde duruyor. “Elin kızının evine girip ne yapacağım” diyorsanız, yapılabilecek şeylerden bazılarını anlatayım. Malikane çok iyi ve geniş bir biçimde yapılmış. Odalar, antrenman alanları vs. gerçekten zaman harcanarak yapılmış. Burada, oyunu %100 tamamlamanızı sağlayacak secret’lardan tutun da antrenman salonunda oyuna başlamadan önce sizin işinize yarayacak sistemleri kullanmanıza kadar bir tomar işe yarar özellik bulunmakta. Tabi tercih sizin, eğer isterseniz doğrudan oyuna da dalabilirsiniz. Ama bence en azından bir yarım saat zaman ayırıp evi dolaşın. Ana menüde dikkat çeken hadiselerden biri de (Stir me up?) Extras bölümü. Burada, oyunda ilerledikçe açtıracağınız karakterlerden tutun da, Lara’nın farklı mekanlarda giydiği elbiselere, mekanların konsept çizimlerinden silah upgrade’lerine kadar birçok şeyi görebilirsiniz. Ama benim hala açtıramadığım “Special” bölümü var. Sanırım oyunu %100 bitirince açılabilecek bir bölüm burası.

Ana menüden options kısmına geldiğimizde el atacağımız iki yer var; biri display bölümü, diğeri ise yeni kontrollerin nasıl olduğunu, hangi tuşun ne işe yaradığını anlamak üzere controls bölümü… Eğer sisteminiz iyi değilse en başta kapamanız gereken kısım, HDR efektlerinin yoğun bir biçimde kullanıldığı “next generation content” ve “fullscreen effects” kısımları. Diğer bölümleri PC’nizin performansına göre ayarlarsınız. Kontroller kısmına da göz attıktan ve gerekli tuşları öğrendikten sonra, new game diyerek oyuna başlayın, diğer yenilikleri ve kontrolleri bu kısımda anlatacağım.

Kedi kadar hızlı, kedi kadar atletik, kedi kadar güzel, kedi kadar maceraperest (?)

Aynen başlıktaki gibi -son kısım biraz karambola gelmiş gibi mi duruyor ne-. Oyuna başladığımız ilk andan, hatta izlediğimiz giriş videosundan sonra, “acaba gerçekten bu kadar atik mi olmuş bu kız” dedim. Evet, olmuş. Giriş videosunda oyunun hikayesinin anlatıldığı kısımdan sonra -konuyu söylemem, kendiniz oynayın görün-, Görevimiz Tehlike 2′de Tom Cruise’un dağa tırmanma sahnesine benzer bir sahneyle karşılaşıyoruz. Ardından oyuna başlıyoruz. Başladığımız andan itibaren eski kontrollerin resmen çöpe atıldığını, TPS tarzı oyunlardan alışageldiğimiz fare, W, A, S, D, Space tuşlarının yeni kontrol sistemimizin temelini oluşturduğunu görüyoruz. Bunların yanında Q, E ve ilerleyen bölümlerde H, J, K (K’yi Ctrl ile değiştirmenizi öneririm) oldukça çok işimize yarayacak. E bizim aksiyon tuşumuz. Kol çekmeden, taş iteklemeye, yerden düşmanların silahını almaya kadar çokça işe yaramakta. Ha bir de, duvara tırmanırken eğer tırmanışımız kısmen başarısız olur da, tırmandığımız yerde el işareti çıkıyor ve E’ye basarak kendimizi sağlama alabiliyoruz. Aynı şekilde duvara tırmanmış şekilde yan yan ilerlerken E’ye basarak daha hızlı ilerleyebiliyoruz. Bu da bizi atraksiyona sevk eden duvar yıkılmaları vs. olaylardan zarar almadan kurtulmamızı sağlıyor. Çatışmalar sırasında zaman zaman ekranda beliren ünlem işareti sırasında E’ye basarsak otomatik olarak ateş edip sağı solu yıkmak suretiyle düşmanları etkisiz hale getirip sevinç haykırışlarına boğulabiliyoruz. Q ise “yeni nesil kement” diyebileceğimiz bir aleti kullandığımız tuş. Eğer çevrede çıkış yolu bulamaz ve parlayan bir nesne görürseniz, ona dönerek Q’ya basın, ardından E’ye. Bakın o nesneyi yerinden bir güzel oynatıyorsunuz. Oyun içerisinde el alışkanlığı kazandıkça, hayat kurtaran bir alet olacak bu. Bir de, zıplamanız ve illa ki bir yerlere tutunmanız gereken yerlerde arka arkaya Space’e basarsanız eğer tutunacak uygun yerler varsa, Lara kementini otomatik olarak atıp kendini sağlama alıyor. Son olarak bakıp da ulaşamadığımız secret’ları bu kement ile toplayabiliyoruz.

Kontroller arasına fare girmiş ve olaylar TPS oyunlarındaki gibi ilerliyor demişken, çatışmalarda farenin özelliğini aynen bu tarz oyunlarda olduğu gibi korunduğunu hatırlatayım. Karşınıza düşman çıktığı zaman fare aracılığıyla anında vurabiliyorsunuz. Oyunda bir de Z tuşuna basarak kısmi bir FPS bakış açısına geçebiliyorsunuz. Bu da mutlak nişan almanız gereken yerlerde, ince ayarla atış yapabilmenize olanak sağlıyor.

Kontrollerden sonra oynanıştaki değişikliklere geldi sıra. Aslında gelişen teknolojiden çoğu zaman şikayet ediyoruz. Hem ekran kartları, hem hızlı ve yeni işlemcilerin pahalı olmasından filan ama inanın, teknoloji, oyunlarda işlevsel özellik kazandığı zaman gerçekten bu harcanan paralar gözümüze görünmüyor. En son Half Life 2′de gördüğümüz gelişmiş fizik motorunun oynanışa doğrudan etki etme olayı (tahterevalli ve tuğla bulmacasını hatırlayın) Tomb Raider: Legend’da tavan yapmış durumda. Karşımıza çıkan bulmacaların çoğu zaman doğrudan fizik kurallarına göre çözülmesi, oyundaki gerçekçilik payını bir hayli arttırmış. Hem gerçekçilik hem de Lara’nın inanılmaz hızlı hareketleri sayesinde yakalanan hoş atmosfer gerçekten oynanmaya veya en azından çevrede oynayan birileri varsa izlenmeye değer.

Bazı bölümlerde, yapımcı firmalar yine HL 2′deki gravity gun benzeri bir alet ile resmen bize şov yaptırıyor. Motorda aksak, eksik hiçbir yan olmaması, attığınızı rahatlıkla vurabilmeniz oyundan alınan zevki birkaç kat arttırıyor. Benzer şekilde grafiklerdeki yenilenme ve HDR teknikli çizim sayesinde çevre karanlıkken karşınıza “böö” diye çıkan amcalar, ya da yaratıklar atmosferi büyük ölçüde tamamlıyor. Karanlık demişken, kendi kendine şarj olabilen bir fenerimiz var, çoğu zaman büyük iş görmekte kendileri.

Kedi kadar hırçın, kedi kadar çılgın, kedi kadar hayalperest (?)

Oyun, oynayanı sıkmıyor ve kesinlikle tek düzelikten çok uzak. Şöyle ki, oyunda konu gereği ülke ülke dolaşıyoruz. Tomb Raider: Angel of Darkness’ta gördüğümüz Türkiye yazılı kutular, Madame (adını hatırlayamadım) X’in ofisinde bulunan Türkiye haritası ve Peri Bacaları resimleri yüzünden bir sonraki oyun, dolayısıyla Legend’ın Türkiye’de geçebileceğini, en azından birkaç bölümünün oynanabileceğini bekliyordum. Türkiye diye beklerken maalesef; Peru, Bolivya, Gana, Japonya, İngiltere, Nepal ve Kazakistan’a gidiyoruz oyun boyunca. Gönül isterdi ki Kazakistan yerine Türkiye olsun ama, ne yapalım… Ülke ülke dolaşıyoruz dedik, e buna uygun elbise lazım değil mi? Kazakistan’da kar yağarken şortla, t-shirt’le dolaşılmaz, Bolivya’da da kot pantolonla, kazakla dolaşılmaz değil mi? Oyunun tek düzeliğinden kurtulmak için yapılan değişikliklerden biri de anladığınız üzere, mekana göre elbise değişimi. Elbiseler, bölümleri ilerledikçe outfit bölümünde açılıyor ve malikanemizdeyken yatak odasına gittiğimizde kafamıza göre elbisemizi değiştirebiliyoruz.

Mekan değişiklikleri sadece elbisemizi değiştirmiyor, bizim çevreyle olan uyumumuzu ya da karşılaştığımız durumlarda verdiğimiz tepkileri de değiştiriyor. Mesela Kazakistan’da buzlu suya düştüğümüz zaman hemen enerjimiz azalmaya başlıyor. Bunun gibi birkaç olay daha var, ama onları da siz keşfedin dilerseniz.

Oyunda önceki oyunlardan farklı olarak yardımcılarımız da bulunmakta. Malikanemizde bulunan Zip bize oyun boyunca nerede nasıl hareket etmemiz gerektiğini anlatıyor. Ayrıca yeni oyunla gelen bir başka güzellik de artık PDA’ya sahip olmamız. PDA’mız aracılığıyla nerede, kaç dakikadan beri bulunduğumuzu, yanımızdaki ekipmanların neler olduğunu, yapmamız gereken görevin ne olduğunu rahatlıkla öğrenebiliyoruz. Ancak itiraf etmeliyim ki, PDA’yı oyun boyunca ya 3 ya 4 defa kullandım. Sanırım pek alışamadım bu cihaza.

Daha önce de kullandığımız motosiklet, oyunumuzda biri çok uzun olmak üzere üç bölümde yer alıyor. Matrix: Reloaded’da Trinity’nin bindiği Ducati markalı motosikletimiz, özellikle uzun uzun bindiğimiz bölümde, bize hayli keyifli dakikalar yaşatıyor. Diğer bölümde ise adeta bir macera filmi içerisinde gibi hissediyorsunuz kendinizi. Yapımcıları tebrik etmek lazım, bir motosikletle bu kadar heyecan yaşatabilmek kolay değil.

Oyunda göze çarpan bir diğer nokta ise en son Fahrenheit oyununda gördüğümüz sinematik içinde olayları yönetebilmemiz üzerine yapılan yönlendirme hareketleri. Legend’da da bu olaya yer verilmiş ve oldukça hoş ve farklı bir hava yaratılmış. Ekranda gösterilen tuşlara zamanında basmazsanız en son kayıt noktasından tekrar başlamanız gerekiyor. Oyundaki kayıt sistemi de otomatik işliyor. Eski oyunlardaki anlık kayıt imkanı bu oyunda kaldırılmış maalesef. Eğer zor bulmacalı bir bölümde takılırsanız, bölümü geçmek işkenceye dönüşebiliyor.

Tomb Raider serilerinin vazgeçilmezi bulmacalar ise, önceki oyunlara nazaran sanki biraz daha sönük ve basit geldi bana. En çok cırmaladığım oyun Tomb Raider: The Last Revelatin’dan sonra sanırım bulmaca çözme yeteneğim bir hayli arttı. Tabi doğrudan iki oyunu kıyaslarsak, en kaba tabiriyle Legend, Hello Kitty kıvamında olmuş olur Smiley Oyuna aşina olmayanların kolay kolay çözemeyeceği bulmacalar çoğunlukta. Daha önce TR oynamış olanlar ise en fazla 3 saat uğraşırlar en zor bulmacalarla.

Oyunun zorluk seviyesi de bölüm aralarında değiştirilebiliyor. 3 farklı seviye arasından kendinize en uygun olanı seçip başlayın. Eğer seviye hoşunuza gitmezse, bir sonraki bölüme farklı bir seviye ile başlayabilirsiniz. Zorluk seviyesi tespit ettiğim kadarıyla sadece çatışmalarda kaybettiğiniz enerjinizle doğru orantılı. Onun haricinde bulmacalar üzerinde bir etkisi yok. Zorluk seviyesi demişken aklıma boss’lar geldi. Aşağı yukarı her bölümün sonunda bir boss’umuz var. Bazıları çok kolay halledilirken, bazılarını normal darbelerle öldürmek imkansız. Arada kısmen bir bulmaca çözmeniz gerekebiliyor. Zorluk ayarlarının bulunduğu yerde, kendine güvenen oyuncular için time trial bölümü mevcut. Burayı seçtiğinizde bölümü belirli bir süre içerisinde bitirmeniz gerekiyor. Zorlayacaktır, dikkat derim Smiley

Son olarak grafik, ses, müzik ve sistem ihtiyaçlarından bahsetmek istiyorum. Oyundaki HDR olayı çok hoş. Grafikler baştan aşağı değişiyor bu özelliği etkinleştirdiğiniz zaman. Ancak her güzel olayın bir kötü yanı olduğunu hatırlatırcasına bu özellik sisteminizi ağlatmaya çok müsait. AMD 3200+ işlemci, 6600 GT (575/1200 MHz) ekran kartı, 1024*768/85 Hz çözünürlükte maalesef HDR açıkken can çekişiyor. HDR özelliğini kapadığım zaman ise FPS tavan yapıyor ve aşağı yukarı 80′e çıkıyor. HDR açıkken ise 10-15 civarı. Gerisini siz düşünün. Bazı forumlarda tam performans almak için 7800GTX 512′nin bile yer yer yetmediği konuşuluyor. O yüzden benim makinem niye kasıyor diye sızlanmayın Smiley HDR özelliğini kapalı tutun.

Oyunda kullanılan ses efektleri yerli yerinde. Bir bölümde gittiğimiz şelaleli mekan, insanın içini açıyor. Tabi hem şelale sesi hem de orada gördüğümüz gökkuşağı atmosferi mükemmelleştiriyor. Çevreyle etkileşime girip, yakıp yıktığımız mekanlar, duvarlar, patlattığımız variller vs. çok iyi bir biçimde ayarlanmışlar ve eğer iyi bir ses sistemiyle oynarsanız, en azından iyi bir kulaklıkla oynarsanız, ne demek istediğimi anlarsınız. Lara’nın ve diğer karakterlerin seslendirmeleri de oldukça canlı. Lara’nın duruma göre tepki verme ses efektleri de hoş ve farklı yapılmış. Arka planda bölüme uygun şekilde çalan parçalar ise oynayanı havaya sokuyor ve hiçbir şekilde aşırılık yok.

Daha anlatmak istediğim çok şey var, ancak sizi sıkmak istemem. Sanırım bu hevesli inceleme yazısından, oyunun ne kadar eğlenceli, ne kadar parasının hakkını veren ve HDR açıkken ne kadar sistem canavarı bir oyun olduğunu anlamışsınızdır Smiley Size tek bir şey söyleyeceğim; bu oyunu mutlaka ve mutlaka oynayın. Uzun yıllardan sonra köklü bir değişime uğramış olan hanım kızımızla maceradan maceraya atılın. Herkese iyi oyunlar.

29
Ağu

Telasi mi var acelesi mi var
Kisa bir öpücük çok isime yarar
Allahim bana ne oldu bu defa
Devam ediyor bak oyunlarina

Kuytularimi kokularimi
Unuttun mu sen o ayiplarini
Zaten ne kadar aklin kaldi
Onu da bana ver sevismek ne güzel

Bastim mühürü e görecek gününü
Arayip soracak tek tek bakacak
Evirip cevirip düsecek elime

Canini yakarim e hadi gör bakalim
Bal döken diline kirmizi biberi
Sürmedim ama dürerim bu defa

Ben kimdim ben ucup gittim ellerinden
Neydiinkar ettigin bu cilginlik icinden
Zarardayim senin yasakli seytan yüzünden
Öldürüyor bu hali nasil cildirtti bilmiyor…

Söz: Aysel Gürel
Müzik: Bendeniz
Düzenleme: Suat Aydoğan

26
Ağu

Gel güzelim senle kozu bölüşek
Ben bulanan suyun başı değilim
Ya ayrılak ya da geri birleşek
Ben kimsenin kuyruk peşi değilim

Bir zaman aşıktın sevmez mi oldun
Bunca yıldan sonra hoyrat mı buldun
Üşüdün mü benden sarardın soldun
Ben sam yeli zemher kışı değilim

Doğruyu söyledim eğriye çektin
Azdırdın yüzünü bağrımı söktün
Yanıma gelmedin geriden baktın
Ben düşmanım sanki eşi değilim

Soyuma söz ettin haddini aştın
Öyle nazik yerden yaramı deştin
Büyüklendin gurur peşine düştün
Ben cahile uyar kişi değilim

Emaneti der ki gel etme bana
Artık gına geldi bu tatlı cana
Gayrı tahammülüm kalmadı sana
Ben insanım sabır taşı değilim

17
Ağu

Helvacı kabağı

Rüyada helvaci kabagi ve benzeri büyük kabaklari görmek, seref ve ululuk ile tabir olunur. Evinde ve zamaninda kabak oldugunu görmek, nimet ve çok mala delalet eder. Eger gören hasta ise iyilesir, yolcu ise selametle geri döner. Günahkar ise tövbe eder, bir is bekliyorsa muradina erer.


Dost Siteler
sex video fuckyurt.com sexsikis.net sex izle sex izle ucuz tatil yerleri video